Buralar zamanında bizim idi
Karaağaç Caddesi trafiğe kapanıyor. Şahsım adına, Edirne'de yaşayan ve hafta sonları tarih kokan pırıl pırıl havasında yürüyüş yapmaktan, oksijen deposunun içinde kahvaltı etmekten ve Fazlı'nın Kahvesi'nde kahve içmekten keyif aldığım Karaağaç'ın arabasız ve kornasız bu haliyle daha da keyif vereceğine inanıyorum.
Ama insan ziyanından keyif almıyorum. Alsaydım İstanbul'da kalırdım.
Ama trafikten keyif almıyorum. Alsaydım metropol işkencesinde nefsimi köreltirdim.
Ve en önemlisi insana saygısızlıktan hiç ama hiç keyif almıyorum...
Şimdi; Karaağaç dedik, trafik dedik, doğa dedik de saygı ne alaka yahu?
Hani Karaağaç trafiğe kapanırsa ne olur diyoruz ya tamam bölge rahatlamasına rahatlar en azından benim gibi üç beş vatandaş daha çok keyif alır da bundan Edirne'nin özel semti faydalanır...
Ancak sıkıntı nerede?
Sıkıntı buradaki esnaf zihniyetinde.
Sıkıntı Meriç Nehri kenarındaki bazı işletmelerden başlıyor ve Karaağaç'a kadar gidiyor.
Nedir bu sıkıntı? Bu sıkıntı saygı sıkıntısıdır.
İnsana insanca muamele yapmama sıkıntısıdır.
Sıkıntı işletmecilik sıkıntısıdır.
Yol boyundaki kahvaltı restoranlarında -hani şu hafta sonları keyfe keder kuyruk olunan yerler var ya işte onlardan birinde- zor bela bir masa bulan çift, iki adet kahvaltı ister, tam 55 dakika bekler ama gelmez...
Bir başka müşteri garson kızcağıza gider ve neden 50 dakikadır bekletildiğini sorar:
-Beyefendi 15 dakikada kahvaltı veren varsa oraya gidin bi zaameeeet...
Yanıtını verir paçanga börekleriyle birlikte tahammülünün de altını yakan genç garson...
Nehrin en güzel köşelerinden birinde bir restoran ve çay bahçesinde -hani şu güzel havalarda sandalye kapmak için insanların savaş stratejileri geliştirdiği yerler var ya işte onlardan birinde- masayı kapan bir grup genç, hafta sonunu bira keyfiyle geçirmek ister, saatler geçmiştir ama kimse onların o işletmenin bir masasını işgal ettiğinin farkına varmaz...
Bir başka müşteri çaylarının niye soğuk geldiğini sorar:
-Arkadaşım bi çay içip 2 saat oturuyorsun sen de be ya..
Yanıtını alır garsondan ve utancından Meriç'in serin sularına bırakmak ister kendini müşteri...
İşte bahsettiğim saygı sıkıntısı budur Edirneliler...
Mizah dergilerinde sıkça kullanılan bir konu vardır ya hani yaşlı adamın küçük çocuğun elinden tutup karşısındaki x yeri gösterip,
-bak koçum
-buyur abi
-buralar zamanında var ya bizim idi
-ee abi sonra ne oldu?
-şimdi kurda kuşa yem oldu.
Senaryosunu canlı olarak yaşayacaktır bu kafayla işletmeciliğe devam eden zihniyet...
Birileri buradaki potansiyeli görüp kıymetini bilmediğiniz güzelim işletmelerinizi elinizden aldığında, torunlarınıza; ‘buralar zamanında bizim idi' masalını anlatmak istemiyorsanız...
Buraların da insanın da Karaağaç'ın da Meriç'in de Tunca'nın da Edirne'nin de kıymetini bilin
Saygılı olun...