EDHAYKO;“HAYVANLARI ÖLDÜRMEK KABAHAT DEĞİL, SUÇTUR… CİNAYETTİR!”

Marmara Hayvan Hakları Federasyonu Kurucu Derneği EDHAYKO (Edirne Hayvanları Doğayı Koruma ve Yaşatma Derneği) adına Dernek Üyesi; Gülçiçek Korkut yaptığı yazılı açıklamada; “geçtiğimiz günlerde kamera kayıtlarıyla sanal âleme düşen Korkunç köpek öldürme hadisesini unutturmamak için Yaygara çıkarıyoruz

EDHAYKO;“HAYVANLARI ÖLDÜRMEK KABAHAT DEĞİL, SUÇTUR… CİNAYETTİR!”

Marmara Hayvan Hakları Federasyonu Kurucu Derneği EDHAYKO (Edirne Hayvanları Doğayı Koruma ve Yaşatma Derneği) adına Dernek Üyesi; Gülçiçek Korkut yaptığı yazılı açıklamada; “geçtiğimiz günlerde kamera kayıtlarıyla sanal âleme düşen Korkunç köpek öldürme hadisesini unutturmamak için Yaygara çıkarıyoruz

 EDHAYKO;“HAYVANLARI ÖLDÜRMEK KABAHAT DEĞİL, SUÇTUR… CİNAYETTİR!”
29 Haziran 2015 - 19:52

 EDHAYKO;“HAYVANLARI ÖLDÜRMEK KABAHAT DEĞİL, SUÇTUR… CİNAYETTİR!”

Marmara Hayvan Hakları Federasyonu Kurucu Derneği EDHAYKO (Edirne Hayvanları Doğayı Koruma ve Yaşatma Derneği) adına Dernek Üyesi; Gülçiçek Korkut yaptığı yazılı açıklamada; “geçtiğimiz günlerde kamera kayıtlarıyla sanal âleme düşen Korkunç köpek öldürme hadisesini unutturmamak için Yaygara çıkarıyoruz çünkü mazlumun kimliği, cinsiyeti, ırkı, cinsel tercihleri, hatta insan cinsine ait olup olmaması bizim zerrece umurumuzda değil. Yaygara çıkarıyoruz çünkü mazlumdan yanayız. Ve evet şu an yaygara çıkarabiliyoruz; çünkü şükür ki henüz mazlumlardan değiliz.” Dedi.

Edirne Hayvanları Doğayı Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanlığınca (EDHAYKO) bu gün(29.06.2015 Pazartesi günü) saat 18.00 Edirne Saraçlar Caddesi PTT önünde pompalı tüfekle korumasız bir köpeği vahşice katleden köpek katilini protesto ettiler. CHP Milletvekili Okan Gaytancıoğlununda katıldığı toplantıda Konuyla ilgili bir basın bildirisi okuyan Dernek Üyesi; Gülçiçek Korkut açıklamasında şunlara değindi:

 Sevgili Edirneliler, Bugün buraya toplanmamıza ve bu açıklamayı yapmamıza vesile olan olay Edirne’mizde pompalı tüfekle öldürülen köpek hadisesidir. İçinde bulunduğumuz bugünlerde ülkemize bir silah mesafesi kadar uzaklıkta Kobane mezalimi yaşanıyorken, Doğu Türkistan halkı Çinliler tarafından ağır işkencelere ve ölüme maruz kalıyorken, Myanmar’da, Gazze’de ve dünyanın nice yerlerinde gücü elinde bulunduranlar zayıf gördüklerini insanlık dışı yöntemlerle yok ediyorken, zavallı bir köpek için bunca yaygaraya ne gerek var dediğinizi duyuyor gibiyiz.

 Yaygara çıkarıyoruz çünkü insanoğlu denen varlığın, içinde vicdan olmadıktan sonra kendisinden olmayanı, zayıf olanı ‐ hayvan, insan, çocuk, özürlü, yaşlı, eşcinsel, dindar, dinsiz ‐ kim ve ne olursa ezmek ve yok etmek için nasıl iştahla arandığını biliyoruz. Yaygara çıkarıyoruz çünkü mazlumun kimliği, cinsiyeti, ırkı, cinsel tercihleri, hatta insan cinsine ait olup olmaması bizim zerrece umurumuzda değil. Yaygara çıkarıyoruz çünkü mazlumdan yanayız. Ve evet şu an yaygara çıkarabiliyoruz; çünkü şükür ki henüz mazlumlardan değiliz. Ama bu gerçek, şimdiki güvenli ve asude hayatımızın sonsuza kadar süreceği anlamına gelmiyor. Birkaç gün önce Edirne’mizde Yüksel Kıvanç isimli bir şahıs Süloğlu yolu üzerindeki bir şantiyeye motosikletle gelerek şantiyenin demir kapısı kapalı olduğu halde, arazisi içerisinde yatmakta olan hiç kimseye zararı olmayan sahipli bekçi köpeğini vurarak öldürdü. Kendisini ısırdığı (?) için köpeğe bilenen, “Bir ısırığa bir hayat!” şeklinde formüle ettiği çarpık adalet duygusunun motivasyonuyla yanıp tutuşan ve ondan bu şekilde intikam alan Kıvanç, bunu yaparken yalnız değildi. Doyurmak, beslemek ve barındırmakla olduğu kadar eğitmekle de sorumlu olduğu 10 yaşındaki evladı vardı yanında bu olaylar cereyan ederken. Bu akli, ruhi, vicdani ve bedensel donanımı henüz tam olarak gelişmemiş çocuk neler gördü ve neler öğrendi bir bakalım: Örnek aldığı babası, 1. Kendine emanet edilmiş alanı hayatı pahasına korumak üzere programlanmış bir köpek tarafından ısırıldı ama köpekten sorumlu olan şantiye sahipleri ile sorunu çözme yoluna gitmedi. Onlarla herhangi bir mücadeleye girmedi. Belki korktu. Onların güçlerinden korktu. Demek ki insan intikam ihtiyacını sadece zayıf olanın üzerinde tatmin etmelidir. 2. Oğluna plakasız motosikletini, herhangi bir koruma aracı olmadan verdi, karayolunda kullandırdı, evinden olay mahalline kadar pompalı tüfek elinde olduğu halde aracın arkasında seyretti. Kameraların kayıt ettiğinden habersiz olarak söz konusu köpeği 4 el ateş ederek öldürdü, cinayetten sonra delil oluşturabilecek boş mermi kovanlarını topladı. Demek ki kimseye yakalanmama şartıyla yasaları çiğnemekte, insanların özel mülklerine tecavüz etmekte, can almakta bir beis yoktur. 3. Köpeği öldürürken onunla mücadele etmedi, şartları eşit değildi, köpek kendini savunamayacak durumdaydı, elinde tüfek yoktu ve önünde demir kapılar vardı. Baba bu mücadeleden (!) hiçbir zarar görmedi. Demek ki bir mücadelede insanoğlu adil olmak zorunda değildir, amaca giden her yol mubahtır, hile yapmak dâhil. 4.Baba tüm bunları yaparken oruçluydu. Demek ki orucun fazileti yokmuş, oruç‐empati arasında hiçbir bağ yokmuş. Oruç sadede imsaktan iftara aç kalmak demekmiş ve ağza bir şey girmedikten sonra bozulmazmış. Ahlak bir kuru gürültüymüş. Bir daha düşünelim bu çocuk bu olaydan ne öğrendi: Güce tapınmayı, zayıfı ezmeyi; yani VİCDANSIZLIĞI! İşte bugün Kobane’deki, Doğu Türkistan’daki, Gazze’deki, Myanmar’daki bu zulmün failleri de böyle yetiştiler, bunları öğrendiler. Gücü, zayıfı düştüğü yerden kaldırıp yukarılara taşımakla olarak değil de sırtlarına basarak yükselmek sayan insanlar, suçludur! Şu an aramızda dolaşan Yüksek Kıvanç da böyle bir suçludur. Evlatlarınızı bu şahsın bulunduğu bir parkta oynatır mısınız? Oğlunun oğlunuzla güreşmesine, futbol oynamasına izin verir misiniz? Hurdacı olduğunu söyleyen bu şahsı eskilerinizi alıp götürsün diye beş dakikalığına da olsa evinize sokar mısınız? Ona bir şey anlatma, onu ikna etmek bir mesele hakkında tartışma cesareti gösterebilir misiniz? Bu adamı aranıza alabilir misiniz? Bu adamın yeri sizin yanınız mı, yoksa hapishane mi sizce? O hapisteyken hepimiz, ‐ hatta kendi ailesi bile‐ daha güvende olacağız, eminiz. Bu olay sosyal medyada yayıldığında Türkiye’nin her yerindeki barolar derneğimize bu konuda destek vereceklerini, davamıza müdahil olacaklarını beyan ettiler. Hepsine sonsuz teşekkür ediyoruz. Fakat ne yazık ki Edirne Barosu’ndan hiçbir ses gelmedi. Onların da bu konuda bizden desteklerini esirgemeyeceklerini umuyor ve bekliyoruz. Sevgili Edirneliler. Duyarsız kalmayalım. Zulme tepki göstermek onu değiştirmenin, onu yok etmenin başlangıcıdır. Bana dokunmayan yılan.. Diye başlayan sözleri silelim hafızamızdan. Büyük şair Nazım Hikmet’in sitem ettiği “tuhaf mahlûk”lardan olmayalım. “Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani/ hani şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf./ Ve bu dünyada,/ bu zulüm senin sayende./ Ve açsak,/ yorgunsak,/ al kan içindeysek eğer ve hâlâ/ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin,/ demeğe de dilim varmıyor ama / kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!” Teşekkür ederiz.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum