SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI; MUSTAFA İRİŞ 2019 YILINI DEĞERLENDİRDİ.

İriş;“Esnaf,İşçi,Memur,Emekli ve diğer kesimler gibi Çiftçimiz de gırtlağa kadar borç içinde.Tarım ve hayvancılık en sıkıntılı sektörlerden biridir. Çiftçimizin 17 senede kullandığı kredi borcu 50 kat artmış ve 115 milyar Tl olmuştur.2019 yılında çiftçimizin 5 milyar Tl borcu  icralık olmuştur. Buğday ve et ithal ediyoruz.Demek ki üretimde büyük sıkıntı var.Çiftçimiz sıkıntıda. Nasıl olmasın? 3 yılda gübre,mazot fiyatları % 200 artarken,buğday ve ayçiçeği fiyatları sadece %60-70 artı."dedi.

SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI; MUSTAFA İRİŞ 2019 YILINI DEĞERLENDİRDİ.

İriş;“Esnaf,İşçi,Memur,Emekli ve diğer kesimler gibi Çiftçimiz de gırtlağa kadar borç içinde.Tarım ve hayvancılık en sıkıntılı sektörlerden biridir. Çiftçimizin 17 senede kullandığı kredi borcu 50 kat artmış ve 115 milyar Tl olmuştur.2019 yılında çiftçimizin 5 milyar Tl borcu  icralık olmuştur. Buğday ve et ithal ediyoruz.Demek ki üretimde büyük sıkıntı var.Çiftçimiz sıkıntıda. Nasıl olmasın? 3 yılda gübre,mazot fiyatları % 200 artarken,buğday ve ayçiçeği fiyatları sadece %60-70 artı."dedi.

SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI; MUSTAFA İRİŞ 2019 YILINI DEĞERLENDİRDİ.
14 Ocak 2020 - 19:54

SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI; MUSTAFA İRİŞ 2019 YILINI DEĞERLENDİRDİ.
 
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş, Partisinin il Başkanlığı Binasında düzenlediği basın toplantısında, 2019 yılını değerlendirip, 2020 yılı beklenti ve hedeflerini anlattı.
Konuşmalarında İktidarı eleştiren Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş; “Esnaf,İşçi,Memur,Emekli ve diğer kesimler gibi Çiftçimiz de gırtlağa kadar borç içindedir. Tarım ve hayvancılık en sıkıntılı sektörlerden biridir.Çiftcimizin 17 senede kullandığı kredi borcu 50 kat artmış ve 115 milyar liraya ulaşmıştır. 2019 yılında çiftcimizin yaklaşık 5 milyar lira civarında borçu  icralık olmuştur. Buğday ithal ediyoruz, et ithal ediyoruz. Demek ki üretimde büyük sıkıntı var. Çiftçimiz sıkıntıda. Nasıl olmasın? 3 yılda gübre fiyatları, mazot fiyatları yüzde 200 artarken, buğday ve ayçiçeği fiyatları sadece yüzde 60-70 oranında arttı.” Dedi.
 
İktidarı eleştiren Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş; “ İktidar 17 yılda yaptıklarını eldeki medya gücüyle diğer yönetim imkanları ile her fırsatta halkımıza anlatıyor.Bölünmüş yollar, köprüler, tüp geçitler, havaalanları gibi hayatın konforunu arttıran işler konuşuluyor. Sağlık alanında atılan adımlar da sıkça dile getiriliyor. Doğrusu halkımızın refahına katkı yapan her iş için( kim yaparsa yapsın) teşekkür ederiz. Ancak bunların yanında söylenmesi gereken önemli konuları da halkımızla paylaşmanın milli ve vicdani bir görev olduğuna inanıyoruz. İktidar 17 yıldan beri hiçbir sene denk bütçe yapılamamıştır. Her sene artan açıklarla devletin bütçesi adeta bir faiz ödeme bütçesine dönüşmüştür. 17 yılda yuvarlak rakamlarla 900 milyar lira faiz ödenmiştir. Nitekim 2020 bütçesinde 139 milyar lira faiz ödemesi vardır. Bu faiz ödemelerinin yanında son yıllarda bir kambur daha sırtımıza yüklendi. Bu kambur, devlet garantili yatırımlar için ödenen bir nevi cezadır.  Yani geçilmeyen köprüden, kullanılmayan otoyoldan, hasta garantili hastanelerin boş kalan yataklarından bir zarar doğuyor. Bu zarar için 2019 bütçesinden 10 milyar lira ödenmişti. 2020 bütçesinden bu zararlar için 19 milyar lira ödenmesi gerekiyor, eski parayla 19 katrilyon.” Dedi.
 
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş; Konuşmasını şöyle sürdürdü:
İnsan yeryüzünün en şerefli varlığıdır. Akıl nimetine sahip her insan iyiyi, güzeli, doğruyu, faydalı ve adil olanı ister.  Bu istekleri gerçekleştiği ölçüde huzurlu olur, mutlu olur.  Aksi halde mesut ve bahtiyar olamaz.
Bugün dünyamız bir asırdan fazla bir süredir, kaba kuvveti, Menfaati, hak sebebi sayan bir dünya görüşünün etkisi altındadır. Geçen yüzyılın başlarında iki büyük dünya savaşı yaşanmış, yüz milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir. Aradan geçen bunca zamana rağmen çatışmaların ardı arkası kesilmemiştir. Bugün dünyamızda 35-40 yerde savaş, işgal, kan ve gözyaşı vardır. Hepimiz biliyoruz ki, hiçbir olay kendiliğinden olmaz. Meydana gelen her olayın arkasında projeyi yapan, kendi menfaatleri istikametlerinde yöneten  güçler vardır.
 
1989 da doğu bloğunun dağılmasından sonra dünya tek kutuplu hale dönüştürülmeye çalışıldı. 1990 yılında yapılan Bir NATO toplantısında İngiltere başbakanı “ Sovyetler Birliği yıkılmıştır. Karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz. Yeni bir düşman bulmamız lazım. Düşman aramaya gerek yok. Yeni düşmanımız islamdır” sözleriyle yeni bir dönem başlatmıştır.
2000’lere geldiğimizde eski ABD dış işleri bakanı, Fas’tan Endonezya’ya kadar 22 İslam ülkesinin sınırlarının değiştirilmesinden bahsetmiştir.
2010 yılına geldiğimizde yeni bir hamle yapıldı. Arap baharı. Bu baharın getirdiği ateş Mısır, Suriye, Yemen, Libya kısaca tüm orta doğuyu yangın yerine çevirdi. Bu yangın genişlemeye devam ediyor.
Tüm bu olanlar Büyük Ortadoğu projesinin parçalarıdır. Büyük orta doğu projesinin diğer adı  Büyük İsrail Projesidir. Adından da anlaşılacağı üzere Nil’den Fırat’a kadar olan bölgenin İsrail toprağı haline getirilmesidir. Bu proje yüzyıldan fazla zamandır adım adım yürütülmektedir. Yeri gelmişken söylemeliyiz ki, büyük İsrail projesinin önünde en büyük engel Türkiye’mizdir. Bundan dolayı ülkemizin her zamankinden fazla birliğe , beraberliğe ihtiyacı vardır.
 
Böyle bir girişi şunun için yaptım. Etrafımızdaki olayları doğru analiz eder, doğru yorumlar, ona göre adımlar atarsak hiçbir şer kuvvet  zarara veremez.
Dünyada ve çevremizde, bu olaylar olurken ülkemizde de çok önemli olaylar yaşandı. Milletimiz 1969 da Milli Görüşü tanıdı.1973- 80 yılları arasında bugün önemi daha iyi anlaşılan büyük hizmetler yapıldı. Milli görüşün partisi Milli Selametin ana ilkesi  “Önce Ahlak ve Maneviyat” oldu. Arkasından “montaj değil ağır sanayi “hamlesi başlatıldı. Milli, güçlü, süratli, yaygın kalkınmanın planları yapıldı. Bu planlar hayata geçirildi. Her önemli sahada ciddi yatırımlar yapıldı.  Bu arada Kıbrıs –barış harekatı gerçekleşti.
Ancak dış güçler boş durmadı. Ellerindeki her türlü imkanı kullanarak, taşeronları vasıtasıyla ülkemizi anarşi bataklığına soktular.Sağ-sol çatışması adı altında 5 bin memleket evladı, fidan gibi gençler kurban gitti. Akabinde 12 Eylül ihtilali yaşandı. Fatura, Hükümet edenlere değil, Milli Görüşe çıkarıldı. Merhum Erbakan hoca ve arkadaşları hapse kondu, idamla yargılandı.
 
İhtilal sonrasında Refah Partisi kuruldu.  Büyük baskı ve zorluklar altında çalışmalarını yürüttü. 1991 de meclise girdi. 1994 te ülkemizin üçte ikisinde yerel yönetimlerde iş başına geldi. Artarak devam eden halkın teveccühü ile 1995 te birinci parti oldu. Bir yıl süren koalisyon hükümeti döneminde unutulmayan birçok icraat gerçekleştirildi. Bunların en başında işçi, memur, emekli maaşlarındaki artışlar gelmektedir. Çiftçi, esnaf en güzel günlerini yaşadılar. Denk bütçe yapıldı. Devletin milletin parasını koruyan havuz sistemi kuruldu. Dış politikada 8 büyük ülkenin bir araya gelmesiyle D-8 ekonomik işbirliği organizasyonu hayata geçirildi. Diğer yandan büyük öneme haiz devlet- millet kaynaşması sağlandı. Ülkemizin gerek ekonomik gerek sosyal gerekse dış politika alanlarında dengeleri tam kurulma sürecindeyken ırkçı emperyalizm ve onların maşaları,taşeronları iş başındaydı. Ülkemizi tamamen sanal bir kaos ortamına sürüklediler.  Ve ne yazık ki bu başarılı efsane hükümet devre dışı bırakıldı. Refah Partisi kapatıldı.
Irkçı emperyalizmin, siyonizmin yerli uşakları  “milli görüşün partilerini kapatmak yetmez okuyalım, üfleyelim de 2  ye 3e bölünsünler”,dediler. Hakikaten öyle oldu.
 
Sizlere bir asırlık bir süreci  2-3 paragrafta özetlemeye çalıştım. Şimdi dilerseniz günümüze gelelim.
Ülkemiz cumhuriyet tarihinin en uzun süreli iktidarı tarafından yönetiliyor. 2002 den bugüne bir takım isim değişiklikleri dışında aynı anlayış, aynı bakış açısıyla yönetiliyoruz.
Öncelikle bu 17 yıla ait uygulamaları ve sonuçlarını birkaç başlık altında konuşalım. İktidar, yaptıklarını eldeki medya gücüyle diğer yönetim imkanları ile her fırsatta halkımıza anlatıyor. Ne demek istiyorum; yani bölünmüş yollar, köprüler, tüp geçitler, havaalanları gibi hayatın konforunu arttıran işler konuşuluyor. Sağlık alanında atılan adımlar da sıkça dile getiriliyor.  Doğrusu halkımızın refahına katkı yapan her iş için( kim yaparsa yapsın) teşekkür ederiz.
Ancak bunların yanında söylenmesi gereken önemli konuları da halkımızla paylaşmanın milli ve vicdani bir görev olduğuna inanıyoruz.
 
Bu konuları 3 ana başlık altında ifade etmek istiyorum.
Ekonomi
Dış politika
Sosyal yapımızda meydana gelen tahribatlar.
EKONOMİ;
Ekonominin doğru ve faydalı istikamette gittiğinin en önemli göstergesi bütçedir.  17 yıldan beri hiçbir sene denk bütçe yapılamamıştır. Her sene artan açıklarla devletin bütçesi adeta bir faiz ödeme bütçesine dönüşmüştür. 17 yılda yuvarlak rakamlarla 900 milyar lira faiz ödenmiştir. Nitekim 2020 bütçesinde 139 milyar lira faiz ödemesi vardır. Bu faiz ödemelerinin yanında son yıllarda bir kambur daha sırtımıza yüklendi. Bu kambur, devlet garantili yatırımlar için ödenen bir nevi cezadır.  Yani geçilmeyen köprüden, kullanılmayan otoyoldan, hasta garantili hastanelerin boş kalan yataklarından bir zarar doğuyor. Bu zarar için 2019 bütçesinden 10 milyar lira ödenmişti. 2020 bütçesinden bu zararlar için 19 milyar lira ödenmesi gerekiyor, eski parayla 19 katrilyon.
 
Diğer önemli bir göstergede işsizlik ve geçim sıkıntısıdır. Bugün 4,5 milyon işsizimiz var. Gençlerin, özellikle üniversite mezunu 4 gençten biri işsiz. Çalışanların yüzde 40 ı asgari ücretle çalışmaktadır. Evet bir gelirleri var,  bu gelir ancak ölmeyecek kadar. Yani geçim sıkıntısı içindeler.
Çiftçimiz gırtlağa kadar borç içindedir. 17 senede kullandığı kredi borcu 50 kat artmış. 115 milyar liraya ulaşmıştır. Doğru dürüst kazanmadığı içinde borçları geri ödeme imkânı her geçen gün zorlaşmaktadır.  2019 yılında yaklaşık yüzde 5 oranında, yani 5 milyar lira civarında borç, icralık olmuştur.
Tarım ve hayvancılık en sıkıntılı sektörlerden biridir. Buğday ithal ediyoruz, et ithal ediyoruz. Demek ki üretimde büyük sıkıntı var. Çiftçimiz sıkıntıda. Nasıl olmasın? 3 yılda gübre fiyatları, mazot fiyatları yüzde 200 artarken, buğday ve ayçiçeği fiyatları sadece yüzde 60-70 oranında arttı.
Diğer taraftan ticaretin orta direği esnafımızın her geçen gün ümüğü sıkılmaktadır. Hiçbir koruması yoktur. Sokak aralarına kadar giren zincir dükkanlar her meslekten esnafımızı yok oluşa sürüklemektedir. Bir süre sonra bu sürecin faturası milletimize çok ağır olacaktır. Haksız rekabetin en acımasız, vahşi yansıması olan zincir dükkanlar yakın gelecekte esnafımızın da , yerel üreticimizin de yok olmasına sebep olacaktır. Bu durum özellikle, hayata yeni atılan genç nüfus üzerinde ağır bir travma oluşturacak, teşebbüs kabiliyetlerini ve özgüvenlerini dumura uğratacaktır. Büyük fotoğrafa baktığımızda ülkenin ekonomik geleceğine yaygın kalkınmaya ve gelir dağılımındaki dengeye en ağır darbeyi vuracaktır.
Başta gümrükler olmak üzere, birçok düzenleme yerli üretimi korumak ve teşvik içindir. Her sektördeki yerel esnaf ve üreticiyi de tekelleşen zincir dükkânlar baskısından koruyacak makul önlemler, tedbirler alınmalıdır. Halkın pazarı birkaç markaya teslim edilmemelidir. 
Sonuç olarak, Milli, güçlü, süratli, yaygın ve dengeli bir ekonomik yapı oluşturulmalıdır.
DIŞ POLİTİKA;
Bir zamanlar komşularla sıfır sorundan bahsediliyordu.  Şimdi her taraf “sırf sorun” oldu. Bu sorunlar İki yüzlü müttefiklerle çözülemez. Bölgemizde huzur ve barış ancak bölge ülkelerinin kendi aralarında yapacakları müzakere ve işbirliği ile çözülebilir. Ne yapıp edip, ABD’nin ve Rusya‘nın bölgeden çıkartılması için çalışılmalıdır. Komşularımızla, birlikte çözüm üretme yollarını aranmalıdır. Bu mümkündür ve olmalıdır.
SOSYAL BÜNYEMİZDEKİ TAHRİBATLAR;
Girmeden bir millete tefrika düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.
Merhum Mehmet Akif’in , kurtuluş savaşı zamanlarında söylediği dizeleri,  yüz yıl sonra da anlamını diri tutuyor.
Evet, Genel Başkanımız hemen her konuşmasında birlik beraberlikten bahsetmekte ve özellikle kutuplaşmanın tehlikelerine vurgu yapmaktadır.
Aynı tarihin, aynı medeniyetin, aynı ülkenin çocuklarıyız. Ülke yönetiminde farklı anlayışlar, farklı bakış açıları olabilir. Bu farklı anlayışlar, kavga ve ayrışmaya sebep olmamalıdır. Yani milletin kutuplaşmasına sebebiyet vermemelidir. Bu itibarla, Saadet Partisi olarak ahlaki ve manevi değerlerin yaşayıp yaşatmanın çok önemli olduğuna inanıyoruz.
Doğru olmak, dürüst olmak, adil ve şefkatli olmak, hep bunlar ahlaki değer ölçülerimizdir. İş ahlakı, çalışma ahlakı, siyaset ahlakı, komşuluk ahlakı gibi.
Bu değerler kendiliğinden yaşanmaz. İşin başında helal kazanç, helal lokma gelir. Adil paylaşım gelir. Hiçbir işe hile karıştırmamak gelir. Devlet imkanlarını tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyan bir anlayışla kullanmak gelir.
Yani en başta, yöneticilerin işlerini doğru yapmaları gelir. Eğer böyle olmazsa, yani ahlaki ve manevi değerlerimize sahip çıkılmazsa yaşanmaz ve yaşanılması için çaba sarf edilmezse toplumda huzur, güven ve neşe her geçen gün azalır.  
 
Sonuç olarak; Başta insan kaynağımız olmak üzere sahip olduğumuz tüm imkanlar milletimizin huzur ve refah içinde yaşayabilmesi için yeterlidir. Sahip olduğumuz medeniyet değerleri insan haklarının en kamil manada yaşanmasını emretmektedir. Yani ekonomik gücümüzü dolayısıyla refahımızı yükseltmek mümkündür. Yaşadığımız düzeni adil bir düzen haline getirmek mümkündür.
Yaşanabilir bir Türkiye’yi ve yeniden büyük Türkiye’yi Saadet Partisi olarak İnşallah hep birlikte kuracağız. Umutluyuz, azimliyiz, kararlıyız. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor, katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
                 
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum